Haber Filo
Haber Filo

Ünlü edebiyatçıların tuhaf davranışları

Bu Haber 13 Mart 2015 - 12:50 'de eklendi ve 1043 kez görüntülendi.

Dünyaca ünlü edebiyatçıların gerçek hayatta ne gibi tuhaflıklar olduğunu biliyor muydunuz? Haber Filo Foto Galeri Bölümünde bu sorunun cevabı;

Dante: Belirli bir şeye ilgisini yöneltme yönünden, benzerine az rastlanır bir insandı. Bir gün bir sokakta oturup üç saat süreyle elindeki kitabı okudu; kitap bitince oradan uzaklaştı. O sokakta o sırada bir şenlik yapıldığını söyledikleri zaman buna inanmak istemedi.

Immanuel Kant: Geceleri battaniyelere sarınmadan uyuyamıyordu. Dolayısıyla sabahları yataktan kalkmak için birilerinin yardımına ihtiyacı oluyordu. Kant’ı uyandırma maratonu her sabah saat tam 5’te başlıyordu. Bu alışkanlık, yardımcısı alkol problemi sebebiyle işten kovulana kadar devam etti.

Jeremy Bentham: Ünlü filozof Jeremy Bentham, kemiklerinin ayrıntılı bir incelemeden geçirildikten sonra güzel siyah takımlarından birinin içine doldurulmasını ve her zamanki sandalyesine oturtulup University College London’da halka açık olarak sergilenmesini vasiyet etmişti.

Bentham hâlâ orada duruyor ama başı balmumu kopyayla değiştirildi. Çünkü bütün çalışmalara rağmen başını korumak mümkün olmadı.

Friedrich von Schiller: Gençliğinde meyve bahçelerindeki hatıralardan ilham almak için masasının altında çürük elmalar, dolayısıyla meyve sinekleri biriktiren Schiller, doğru kelimeyi bulamadığında bu elmalardan birini koklayıp aradığını bulduğunu söylermiş.

Bu alışkanlığı en çok yakın arkadaşı Goethe’yi şaşırtmış; çalışma masasında Schiller’e ait olduğuna inandığı bir kafatası bulunan Goethe’yi! Schiller’in gerçek kafatasının nerede olduğu bilinmiyor.

William Wordsworth: Hiçbir yapıtını evinde, çalışma odasında yazmamış. Bu ünlü İngiliz şairin hizmetçisi gelen ziyaretçinin bir şey sormasına fırsat bırakmadan şöyle dermiş: ”Burası efendimin kitaplığıdır. Kendisi şimdi çalışma yerinde; kırlarda bayırlarda dolaşıyor.”

Thomas de Quincey: Okumak için aldığı kitapları geri vermez, üstelik bunların canına okurmuş. Elindeki kitap ne denli ender, ne denli değerli olursa olsun, işine yarayacak bölümleri kopya etmek zahmetine katlanmaz, beğendiği sayfaları koparıp alırmış.

Honoré de Balzac: Başucunda yanan bir mum olmadan hiçbir şey yazamazmış. Kahve tiryakiliğiyle de tanınan Balzac’ın bir başka özelliği ise, çoğu zaman yazı yazarken başına bir yün atkı sarıp ayaklarını da suya sokması.

Alexandre Dumas: En yeni, en süslü giysilerini kuşanıp yakasına da bir çiçek yerleştirdikten sonra otururmuş yazı masasının başına. Hiç ara vermeden çalışır, hatta söylentiye göre, romanını bitirmeden evden çıkmamak için ayakkabılarını ve çalışma odasının anahtarını hizmetçisine verirmiş.

Nikolay Vasilyeviç: Tutkusu operaydı ve tabii ki tuhaf bir takıntı değildi bu. Ancak Dmitri Şostakoviç, Gogol’ün hikâyesinden, yazarın ölümünden yaklaşık 80 yıl sonra ilk kez sahnelenecek bir opera üretmişti.

Charles Dickens: Dickens’ın tuhaflığı koleksiyon tarzında sahip olduğu hayvanları. İki kuzgunu, iki St. Bernard’ı, iki Bewfoundland’ı, bir Spanyel’i, bir Mastiff’i, bir Pomeranian’ı, bir kedisi, bir kanaryası ve bir de midillisi bulunan Dickens’ın, Grip I isimli kuşunu yediği kurşun boyası nedeniyle öldükten sonra çerçevelettirmiş.

Philadelphia Free Library’de bulunan kuşun, Charles Dickens’ın Amerikalı çağdaşı Edgar Allen Poe’ya en ünlü şiiri “Kuzgun”u (The Raven) kaleme alırken ilham verdiği düşünülüyor.

Richard Wagner: Porsifol Operası üstünde çalışırken banyodan çıkmadı. Suyun sürekli olarak sıcak tutulmasını ve içine egzotik kokular katılmasını istedi.

Mark Twain: Yatakta keyif yaparak yazmayı seven Mark Twain, yazdıklarını yatağın üstüne ya da yere atıyormuş. Başucundaki komodini ise piposunu doldurup boşaltırken kullanıyormuş.

Yazarın bu duruma söylediği en güzel cümlesi; “Bana güzel bir yatak verin, size ölmez başyapıtlar vereyim.”

Henry James: Ayakta yazanlardan. Çalışma odasının çeşitli yerlerine yüksek sehpalar yerleştirir; bunların üzerine kağıtlarını dağıtırmış. Ve düşüne düşüne dolaşır, aklına gelen cümleyi en yakınında ki kağıda yazarmış. Böyle dolaşa dolaşa çeşitli kağıtlara yazdığı cümleleri sonradan birbirine monte edermiş.

George Bernard Shaw: Yazılarının bazılarını banyoda su içinde, bazılarını da evinin bahçesine yaptırdığı kulübede kaleme almış. Shaw, kendine göre geliştirdiği bir steno yazısı kullanırmış.

Daha sonra daktilo ile yazmaya başlamış. Ancak, silik şeritlerden nefret edermiş. Şerit silikleşince, makineyi kaptığı gibi tamirciye götürür, şeridini değiştirtirmiş.

Anton Çehov: ‘Slovoç’ adını verdiği bir kuyruksürene sahipti. Hayvanı bir mektupta, “sıçan ve timsah, kaplan ve maymun karışımı” olarak tarif etmişti.

Çehov kuyruksüreni yaklaşık bir yıl besledikten sonra seyahate çıkacağı gerekçesiyle daha önce şiddetle “hayvan mezarlığı” olarak eleştirdiği Moskova hayvanat bahçesine bağışladı. Hayvan burada iki yıl daha yaşadı.

H.G.Wells: Yapıtlarını en okunaksız el yazısı ile yazdığı söylenir. Özel sekreteri olmasaymış, Wells’in romanları kolay kolay basılma olanağı bulamayacakmış. Ayrıca, gençliğinde ayaklarını suya sokmadan yazamazmış.

Edgar Wallace: Genelde gündüzleri uyuyup geceleri çalışan ünlü yazar, çalışmasına başlamadan önce bir işçi tulumunu giyer, sonra da kendini hava akımından korumak için çevresini cam paravanlarla çevirttiği büyük bir masanın başına geçermiş. Konuşmalarını diktafona kaydederek dakikada 60 kelime yazabildiğini söyleyen Edgar Wallce, çalışırken sürekli şekerli çay içermiş.

James Joyce: yatağında, kafasını yataktan aşağı sarkıtarak yazdığı söyleniyor. Eski tip siyah mürekkepli kalemle ilk müsveddelerini çiziktiren Joyce, daha sonra kırmızı kalemle düzeltmeler yaparmış.

Marianne Moore: Ford, önce jest yapıp hiç kimsenin sözcükleri bir şair kadar iyi bilemeyeceğini söyleyerek, kendisinden yeni modelleri için ilham verici isimler bulmasını istedi.

Şirket sonunda Marianne Moore’un “Mongoose Civique”, “Resilient Bullet”, “Ford Silver Sword” , “Varsity Stroke”, “Pastelogram”, “Andante con Moto” ya da “Utopian Turtletop” gibi önerilerine yüz vermedi. Arabaya sonunda “Edsel” adı konuldu.

Katherine Anne Porter: Son yıllarında dairesinde Meksika çamından yapılmış, canlı renklere boyalı bir tabut bulundurup, gelen misafirlerini tabutun yanında dikilip ölçülerinin bedenine uygunluğu konusunda yorum yaparak ürkütmekten zevk alıyordu.

D. H. Lawrence: Dut ağaçlarına anadan doğma tırmanmayı ilham verici buluyordu. ”Neden başka ağaçlar değil de dut ağacı?” sorusunun cevabı ise muallak. Lawrence, uzun süre Meksika’da kaldığı dönemlerde tırmanmak için Saguaro kaktüsünü tercih etmiş olmalı.

Sezai Karakoç: Medeniyet eksenli şiir ve yazılarıyla meşhur Sezai Karakoç asla fotoğraf çektirmemesiyle biliniyor. Kendisinin çekilen bütün fotoğrafları o farkında olmadan çekilmiş.

 

 

Etiketler :
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
BU HABER HAKKINDA GÖRÜŞLERİNİZİ BELİRTMEK İSTER MİSİNİZ?(Yorum Yok)

Türkiye ilan firma rehberi
FOTO GALERİ
KÜLTÜR SANAT HABERLERİ
TEKNOLOJİ HABERLERİ
4.5G’yi destekleyen telefonlar listesi 4.5G’yi destekleyen...

4.5G internet hızı bu akşamdan itibaren Türkiye'ye geliyor. ...

LTE nedir? Neden telefonlarda LTE yazıyor? LTE nedir? Neden telefonl...

4.5G ayarlarını yapan kullanıcılar ise telefonlarında 4.5G y...

Periscope’a yeni özellik Geldi Periscope’a yeni öz...

Mikro blog sitesi Twitter'ın mobil canlı yayın uygulaması Pe...

Belçika Facebook’a 48 saat süre verdi Belçika Facebook’a ...

Belçika’da bir mahkeme, internet kullanıcılarını izinsiz tak...

Gelişim Üniversitesi’nin uçan otomobil projesi: Babayiğit Gelişim Üniversitesi̵...

Gelişim Üniversitesi, Japonya'daki Nagazaki Üniversitesi ile...

Orjinal Lipo Magnet Sipariş
VİDEO GALERİ